8 Şubat 2017 Çarşamba

Öğrenme Günlüğü - 2

Bu öğrenme günlüğünü tutmaya karar verdiğim zamanın üzerinden baya geçmiş.
Süreç içinde ben hep kendi kendime konuşup yazmışım.
Bu hafta uzun zaman sonra kendi hayatıma dışarıdan baktığım anlar yaşadım diye belki de fark ettim öğrendiklerimi.
Kalbimle sezdiğim şeyleri, kalbimin tamamıyla, tüm varlığımla aslında emin olduğum hislerime çıkınca sokaklar, huzura benzer bir dinginlik kaplıyor ruhumu.
İçimde sürekli telaşla, bir şeyler yapmaya çalışan çocuğa şefkatle bakmamı sağlıyor o his.
Korkma diyorum o telaşa, hafifle biraz.
Hislerinde haklı çıkacaksın.
O telaşın tozu kalktığında kendine yük ettiklerin kalmayacak ortada, gönlüne ince işlemeli yaka iğnesi misali taktığın neler varsa onlar hep seninle.
Ama tabi hayat paket program değil.
İnsan dediğin kendinden marazlı.
Ama hayatın meselesi bu öğretecek.
Herkese yöntemi başka o ayrı.
Bende sistem hep kalple başlıyor, kalple devam ediyor.
Aptal bir romantik olduğumdan değil, hayatın akılla çözülecek kadar basit bir denklemi olmadığına aydığım için.
Hayat sezdiklerimi, inandıklarımı bir de akılla onaylamakla geçiyor.
Önce kendimi duvardan duvara vurup ama neden öyle, ama neden böyle deyip deyip sonra bir ayma anında aa demek o nedenleymiş demekle geçiyor.
Aslında en derinimden bildiklerimi yeniden öğrenme hikayesi belki de benim ömrün.
Öğrendiklerim dünyayı yeniden keşfettirmiyor, ama dinginleştiriyor telaşımı.
Ruhuma iyi gelen öğrenmelerimi kaydetmek istedim.
Öğrenme listesi yaptım kendime.


-Eminim artık kendimi samimiyetinden emin bir güvene bırakmanın bana iyi geliyor. Güvenmenin hayatımdaki kıymetini öğrendim mesela.
-Mahcup olmamak dünyanın tüm yaptırımlarından büyükmüş benim için, öğrendim,
-Her zaman daha iyisi vardır ama zaman zaman sırtımı sıvazlamam gerekiyormuş, öğrendim.
-Tecrübe etmenin çok kıymetli bir şey olduğunu, öğrendim.
-Birbirinden farklı koşullar altında insanların ortak bir şey üretmesi sahiden zor bir şeymiş,öğrendim.
-Ne yapılacağını bilmek kadar nasıl yapılabileceğini de keşfetmek çok önemliymiş, öğrendim.
-Bir şeyi doğru yapmak da önemli tabi ki ama doğru olmak hepsinden önemliymiş, öğrendim.
-En zorlandığın anın bazen kabuğunu yırttığın, daha iyisine doğru itildiğin zamanlar olduğunu, öğrendim.
-Eleştirilmenin ilerlemenin en önemli kaynağı olduğunu, öğrendim.
-Taktir edilmenin kıymetini, öğrendim.








6 Şubat 2017 Pazartesi

İç Ses - 30

Anlamak üzerine mi, anlaşmak üzerine mi, anlaşılmak üzerine mi geçecek ömür bilmiyorum.
Bu mevzularla ruhum dertte onu hissediyorum.
Kendimi hep yaşlı doğmuş çocuk diye tanımladım.
Geçmişe baktığımda hiç çocukluğumu hatırlamam ben mesela.
 Yakınlarım da hatırlamaz.
Hep büyüklerin sofrasında yemek yemişim gibi.
Hatırlamam belki diye bir çocuk bilgeliğiyle mi yaptım onu da bilmiyorum ama tuhaf bir şekilde tam on altı yıldır da yazmışım.
Bazen uzun aralıklarla bazen gün gün...
Çocuklara has bir samimiyetle direkt kurulmuş cümleler, yerini kendi kendime pansuman yapışlarıma bırakmış. O kadar uzun süre sıkı sıkı sarılmışım ki çalışkanlığıma, kendime bir çıkış olarak seçmişim iyi bir öğrenci olmayı.
Çok iyi hatırladığım, kendi iç oyukluğum olmuş mıh gibi duran şeylerin hiçbiri yok sayfalarda mesela.
İlginç.
Düşünce aslında canı yandığı için, korktuğu için, kendi kendine acımadı acımadı deyip hızla üstünü başını temizleyen çocuk telaşı var yazdıklarımda.
Çocukluğumun son dönemi kendimi, derdimi, içimdekileri anlamakla geçti.
Yetişkinliğimin ilk yılları seçilmiş bir delilikle geçsin istiyorum.
Belki yetişkinliğimi çocuklukla tamir ederim, belki gerçekten marazlarım artık bir defter kapağını kaldırdığımda hortlayıp yüreğimin ortasına oturmaz diye, telaşıma sığınıyorum sanırım.
Kendimi tamir etmek için konuşuyorum, kendimi tamir etmek için yazıyorum.
İçimde kalanların yanına ilişmesin diye aklıma geleni geldiği gibi söyleyivereyim istiyorum.
Ben aslında nefes alır gibi konuşuyorum.
Sustuklarımı bildiğim için, suskunluğumdan korktuğum için.
Yazdıklarımı yakacak kadar cesur da değilim galiba, oraya buraya sıkıştırıyorum.
Öyle işte.
İçimde hep sesler, sözler.
Belki bi gün biter



29 Ocak 2017 Pazar

Not

Bir yaz akşam üstüne ihtiyacımız var.
Kendimizi, vazgeçtiğimizi, hayal ettiğimizi, elde ettiğimizi ... düşünmediğimiz.
Hafif ve alelade

10 Ocak 2017 Salı

İç Ses - 29

Anlamak ve anlaşmak arasındaki boşluğa sıkışan iç sıkıntıları yazmıştım bir köşeye şimdi yazmak için oturunca beyaz ışığın karşısına aklıma geldi. Anlaşmaya yetmeyen anlamaların ruhumuzun üzerinden geçip gittiği dönemin adı yetişkinlik sanırım. Olgunluk denen ömrün arka bahçesi dönemine geldiğimde ya anlama çabasından ya da anlaşmaktan vazgeçmiş olmayı umuyorum.
Maddi hırslara kapılıp bir kazanmak telaşı ile ömür tüketme üzerine programlı biri olmadığım için, hayallerime kapılıp, dünya denen yeri anlama telaşı ile ömür tüketiyorum. Bir huzur dönemi olacaktır illa ki değil mi? Olur olur ya bence :)
Yaşarken ve hayat sağımdan solumdan akarken içimde bazen gerçek bir dinginlikle biraz sabır bak zamanla nasıl da haklı çıkacağım dediğim anlar, hisler; bazen hiç bitmeyecekmiş gibi hissettiğim, hep hataya teşne bir çömezlik…  
Belki kardeşle yaşamanın verdiği idare etme refleksi, belki yaşlıyla büyümenin verdiği ihtiyar bir kabullenişle duvarsız, yalansız, apaçık devam etme arzusu.
Ananem insanın geçinmeye gönlü olcak derdi, sağlığında kulağıma yerleşen ve her geçen gün ne kadar da haklı olduğunu bir kere daha fark ettiğim cümlelerden. Geçinmekten kast ettiği anlaşmak, devam etmek yani.
 Geçinmeye niyetim var benim hayatla da umutla da, sık sık içimin huzursuzluğu ile ruhumu duvardan duvara vurmalarımın kaynağı anlaşılamayan çocuk telaşı sanırım.
Anlaşılamamaya dair duyduğum çömez kaygı.  

Anlıyorum aslında diye başlayan cümlelerin gönlü tatmin ettiği günler diliyorum kendime, ne diyeyim daha başka.